dlr hazirlik

Hayallerinize Giden Yol...




HAKKIMIZDA



Başta DLR sınavı olmak üzere havayolları şirketlerinin yeterlilik beklediği sınav ve mülakat süreçlerinin tamamında sizinle birlikte yürümek ve engelleri aşmak için buradayız. 

2017 yılından beri  içerisinde Kaptan Pilot, DLR Eğitmenleri, DYNED ve Havacılık İngilizcesi konusunda tecrübeli İngilizce eğitmeni ve CRM desteği veren Uzman Psikolog bulunan ekibimizle Havacılık sektöründe yer almak isteyen adaylara danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. 


EĞİTİM HİZMETLERİMİZ

EĞİTİM HİZMETLERİMİZ

  • image description

    DYNED

    Türk Hava Yollarının 2. Pilot Aday Adayı alım süreçlerinde uyguladığı alışılagelmişin dışındaki sınav. İngilizcem iyi diye düşünüp bu sınavın türüne aşina olmadan sınava girip elenenlerden olmamak için 5 saatten oluşan DYNED hazırlık derslerimizden faydalanabilirsiniz.

    Uzman eğitim kadromuz konu anlatımlarının yanı sıra DYNED soru havuzunda yer alan örnek sorularla sizi sınava hazırlayarak sınav esnasında zorlanmanızın önüne geçiyor.

  • image description

    DLR

    DLR Sınavı Nedir?

    DLR sınavı, Türk Hava Yolları’nın (THY) 2. pilot aday adayları için uyguladıkları oldukça kritik bir sınavdır.
    DLR ise aslen Alman Havacılık ve Uzay Merkezi’nin (Deutschen Zentrums für Luft- und Raumfahrt) kısaltmasıdır ve sınav DLR tarafından geliştirilmiştir. THY yakın zamanda sınavı uygulama yetkisini almış ve 2. pilot aday adaylarını yetiştirmek üzere açtığı pozisyona başvuran kişilere, işe alım sürecinin bir parçası olarak sınavı uygulamaktadır.
    Aday değerlendirme sürecine göre; kabul edilen İngilizce dil belgelerini beyan edemeyen adayların öncelikle DYNED sınavına girmeleri, başarılı oldukları taktirde DLR veya diğer adıyla DLR-1 sınavından geçmeleri ve son olarak CRM (eski adıyla DLR-2) sınavını da başarıyla tamamlamaları beklenmektedir.

    DLR-1 Sınavı İçeriğinde Neler Bulunuyor?

    DLR-1 sınavı, pilotluk hayalleri kuran adayların oldukça çekindikleri hatta korktukları bir aşama. Ancak DLR sınavına nasıl çalışılması gerektiği bilindiği sürece, üstesinden gelinemeyecek bir engel olmaktan çıkıyor.
    Sınav; adayların temel fizik ve matematik bilgilerini ve konsantrasyon, algı hızı, çalışan hafıza genişliği, üç boyutlu düşünme, sayısal çözümleme gibi yeteneklerini çeşitli test modülleri ile ölçüyor.
    2’si bilgi, 7’si yetenek olarak ayrılmış toplamda 9 testten oluşan modüllerin isimleri şu şekilde:

    • Bilgi Modülleri 
    1. TVT –  Physics
    2. RAG – Mathematics
     
    • Yetenek Modülleri 
    1. OWT – Perceptual Speed
    2. MEK – Visual Memory
    3. SKT –   Concentration
    4. RMS –  Running Memory Span
    5. ROT –  Cube Rotation
    6. VLR –   Spatial Orientation
    7. MIC –  Monitoring and Instrument Co-ordination
     
      
    Modüllere biraz daha yakından bakacak olursak;
    Bilgi modülleri temel İngilizce, fizik ve matematik bilgilerini ölçerken, yetenek modülleri her biri birbirinden ilginç yöntemlerle çeşitli yetenekleri test ediyor.
    * Örneğin Perceptual Speed’te, çok kısa bir süre için ekrana çıkan görüntüdeki sayıların veya yuvarlak, kare gibi şekillerin, görüntü kaybolduktan sonraki yerlerinin hatırlanması bekleniyor.
    * Monitoring and Instrument Co-ordination’da, ekranda gösterilen direktiflere göre test sırasında verilen joystick’in yönlendirilmesi gerekiyor.
    * Adayların belki de en çok zorlandıkları modül ise Running Memory Span. Adaylar, belirsiz bir süre boyunca rastgele rakamlar duyuyorlar ve ses durduğu anda, söylenen rakamları hatırlayabildikleri kadar tersten söylemeleri gerekiyor.

    DLR-1 Sınavı Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    * Sınav, 5-6 saat aralığında sürüyor.
    * Sınav dili, tamamı İngilizce olarak uygulanıyor.
    * Matematik hariç tüm testler, dokunmatik ekranlar üzerinden uygulanıyor, matematik ise kağıt ve kalemle test ediliyor fakat sonrasında yine dokunmatik ekrana cevaplar giriliyor.
    * Adayların, sınavı geçebilmek için her bir modülden minimum geçer not alması ve sonrasında belirlenen genel ortalama yüzdelerinin alt sınırın üzerinde olması gerekiyor.
    * Sınava, birincisi ve ikincisi arasında en az 6 ay olmak şartıyla en fazla 2 kez girilebiliyor.

    DLR Hazırlık ile Siz de %100 Başarı Oranımızın Bir Parçası Olun!

    Bunca detay ve zorluğa rağmen korkmayın! Çünkü doğru çalışma yöntemleriyle DLR sınavı hazırlık sürecini atlatabilirsiniz.
    Alanlarında uzman ekibimiz sayesinde katılım sağlayan herkesin, bilinen başarı oranı %25 - %50 olan DLR-1 sınavını geçmelerini sağladık. Eğitim kadromuz tarafından her modül için özel olarak geliştirilmiş çözüm sistemlerinin, testleri korkutucu ve zor olmaktan çıkarıp basit ve eğlenceli hale dönüştürdüğünü göreceksiniz.
    Siz de toplamda 14 saat süren eğitimler ve tekrarlar ile hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz. İletişim için 05423788848 numaralı telefon veya info@dlrhazirlik.com e-posta adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.

     

  • image description

    CRM

    DLR sürecinden sonra adayların en çok elendiği bir diğer süreç. İki uzman psikolog karşısında bu iş için hazır ve doğru tercih olduğunuzu tatmin edici şekilde anlatabilir misiniz? Tabi bu sırada size yöneltilecek tuzak soruları unutmayın…

    CRM sınavı ve süreçler hakkında bilgi sahibi Uzman Psikolog ile bu sürece hazırlanma fırsatı. Aslına birebir uygun şekilde yapılacak örnek mülakatlar ve sonrasında alacağınız geri bildirimlerle CRM sınavına kendi başınıza olamayacak kadar hazır gidin.

  • image description

    Kurul Mülakat

    Bütün süreçlerin sonunda havayollarının kapısındaki son engel. Karşınızda Türk Havayollarının tecrübeli İnsan Kaynakları çalışanları, yöneticileri ve kaptan pilotları olacak. Havacılığa olan ilginiz? Vücut diliniz? Baskı altında verdiğiniz reaksiyonlar?

    Daha önceki öğrencilerimizin yaşadığı tecrübeler ve onlara yöneltilen sorular eşliğinde psikolojik ve teknik olarak bu sürece hazırlanma şansı.

  • image description

    YABANCI DİL (İNGİLİZCE) - IELTS, TOEFL

    Türk Hava Yolları 2. Pilot Aday Adayı ilanlarında İngilizce şartı aramaktadır. Bu noktada adayların TOEFL (IBT) veya IELTS (Genel veya Akademik) sınavlarından Türk Hava Yollarının talep ettiği seviyede yeterlilik belgelerine ihtiyacı bulunmaktadır. 

    DLR Hazırlık ekibi olarak direkt olarak IELTS ve TOEFL eğitimi verme taraftarı değiliz. Bunun yerine ihtiyacı olan adaylarımızı dalında uzman olan anlaşmalı olduğumuz İngilizce kursuna yönlendiriyoruz. 

    Bizim yönlendirmemiz ve referansımızla gidilen kurstan grubumuza verilen özel fiyat ile faydalanabilirsiniz. Tamamı yabancı hocalarla çalışıp yeterlilik belgesi alabilir (IELTS veya TOEFL) hem de eş zamanlı olarak havacılık İngilizcenizi de geliştirme şansını elde edebilirsiniz.
     

BLOG

Sizde tecrübelerinizi paylaşın sitemizde yayınlayalım...

  • image description

    20 Yaşında Araba Kullanmayı, 25 Yaşında Gi...

    20 yaşında araba kullanmayı öğrendim...
     

    Hiçbir zaman arabalara düşkün bir çocuk olmadım. Ailemin arabası yoktu. Babam rahmetli araba kullanmazdı. (Askerde şoförlük yaparken küçük bir çocuğa çarpmış. Çocuğa bir şey olmamış ama Babam tövbe etmiş bir kere. Kendisinin vefatının da trafik kazası ile olması bir o kadar trajikomik aslında. Annem zaten ev hanımı hiçbir zaman araba kullanmadı. Hatta pek öne bile oturmazdı. Dolayısıyla bizde ben ve abim pek araba düşkünü çocuklar olmadan büyüdük. Tabi diğer taraftan benim lise okuduğum 2000’li yılların başında ehliyet sahibi olmak çok önemli ve sınıfsal bir meseleydi. 18 yaşına gelince ehliyet alıp cüzdanda taşımak çok havalıydı. Her ne kadar minibüs dışında bir taşıta yolcu olarak bile binmiyor olsam da bende aynı yolu izledim. 18 yaşımdan gün aldığımda ehliyetimi almıştım. Yalnız ehliyet aldığımda araba kullanmayı neredeyse hiç bilmiyordum. Bir şekilde yazılı sınavı geçtikten sonra tanıdık ehliyet kursu ile falan direksiyon sınavını da geçtim.
    Evet ehliyet elimdeydi. Peki şimdi? Tabi ki soranlara dürüst olmuyordum. Diyaloglar genelde şu şekilde oluyordu.

    • Ehliyetin var mı?
    • Evet var.
    • Aktif araç kullanıyor musun?
    • Aktif araç kullanmayanlara ehliyet verirler mi bilemedim. (Yalan)
    20’li yaşlara geldiğimde artık Üniversitenin son yıllarına doğru gidiyordum. Ailem çok varlıklı olmadığı için rahatça gezip tozabilcek parayı elde edebilmek için part time işlerde çalışmaya başladım. Fena para kazanmıyordum. Bir gün çalıştığım part time bir organizasyonda Türkiye’nin büyük şirketlerinden birinde çalışan bir bölge müdür ile tanıştım. Bizim organizasyon yaptığımız otelde telefonunu kaybetmişti. Bende bir şekilde bulunmasına vesile oldum. Adamda bana kartını verdi ve İstanbul’a geldiğinde beni ara Genel Müdürlüğe ziyaretime gel dedi. İstanbul’a döner dönmez adamı aradım. Güzel servis edilmiş bir kahve eşliğinde ofisinde sohbet ettik. Hikaye ile alakalı kısmı ise aşağıdaki gibi oldu.
    • İyi para kazanıyor musun bu Part Time işlerde?
    • Fena değil çok şükür ama daha iyi olabilir aslında.
    • Eğer istersen seni burada satış ekibine stajyer olarak alırım. Hem de senin adına gelecek için iyi bir tecrübe olur.
    • Eğer siz uygun görürseniz çok isterim.
    • Seyahat engelin var mı?
    • Yok.
    • Okulda devamsızlık sorun oluyor mu?
    • Olmuyor.
    • Ehliyet var mı?
    • Var.
    • Aktif araç kullanıyorsun yani?
    • Tabi ki. (Yapma)
    •  
    İlk başlarda bana araba vermediler. Birileri ile sahaya çıkıyordum. İlk gençliğinde verdiği heyecanla tabiri caizse çatır çatır satış yapıp patır kütür para kazanıyordum. Ta ki bir gün beni işe alan Turhan bey beni arayıp 1 hafta sonra 10 gün kadar sürecek uzun bir seyahate birlikte çıkacağımızı, neredeyse Güneydoğudaki belediyelerin tamamını gezip tanıtım toplantıları ve sunumlar yapacağımızı söyleyene kadar. İşte şimdi patlamıştım. Bana aktif araç kullanıyor musun diye soran adam ile binlerce km yol yapıp uzun yolda araç kullanacaktım. Rezil olacağımı mı dert edeyim? Yalanımın çıkacağına mı? Açıkçası karar verememiştim.
    Turhan beyi arayıp durumu söylemeyi düşündüm ama çok babacan bir adamdı yapamadım. Güvenini kaybetmek de istemedim. Geriye yapılacak sadece tek bir şey ve seyahat için kalan sadece 2 gün vardı. En iyi arkadaşlarımdan birini aradım. (Araba ile arası çok iyidir. Aradan o kadar yıl geçti hala araba sevdasında en ufak bir azalma yok) aşağıdaki telefon görüşmesini gerçekleştirdik.
    Ben - 2 akşamımız var beni uzun yol şoförü yapman lazım.
    Arkadaşım - İmkansız.
                    Ben – Denemek zorundayız. Yoksa yollarda öleceğim.
                    Arkadaşım Kadri ile Beşiktaş muhitinde çalışmaya başladık. Biz çalışmaya başladık ama ben daha ziyade Show yapıyordum. Sürekli stop ettirmeler, sert frenler, arabayı sarsarak yerinden hareket ettirmeler ve cabası… İstanbul’da Beşiktaş semtini bilenler iyi bilir. Bugün W otelin olduğu Arnavut kaldırımlı bir yokuş vardır. O yokuşta arabayı stop ettirip yaklaşık 4-5 dakika kaldıramamıştım. Hala oradan her geçişimde aklıma o gün mutlaka gelir. Kadri’nin de hakkı ödenmez o da ayrı konu.
                    Sonunda ne mi oldu? Turhan beye hiçbir şey söylemedim. O uzun yola onunla birlikte çıktım. Güneydoğu bölgesini adeta karış karış birlikte gezdik. Ben çok çaktırmadım direksiyonda amatör olduğumu ya da ben öyle zannediyorum. Güneydoğu iş seyahatimizden dönerken ben ülkemizin en ücra köşelerinde araba kullanmış, kilometrelerce uzun yol gitmiş bir şofördüm ve 20 yaşındayım… Vazgeçmemiştim, pes etmemiştim ve üzerine gitmiştim. Belki bir çok kişi için ufak bir şey olabilir şoförlükte ustalaşmak. Netice de milyonlarca insan bu ülkede her gün araba kullanıyor. Ama benim için ne kadar zor bir süreç olduğunu ifade edebilmişimdir diye düşünüyorum.
     
     25 yaşında Gitar çalmayı öğrendim...

                    Hiçbir zaman müzik enstrümanlarıyla ilişkim olmadı. Ortaokulda müzik dersinden 4 almışlığım vardır. (Bütün sınıfın karnesinde müzik dersi 5 gelmişti) Hayatımın bu durumu Hababam Sınıfından bir sahne gibiydi adeta. Herkese “10” Şaban’a “2”. Şimdi düşününce fark ediyorum belki de flüt çalamadığım için Müzikten düşük not almış olmak beni Müzikten iyice uzaklaştırmıştır. Bu işleri beceremediğime iyice inanmıştım sanırım. Sonraki yıllarda da eğlenmeye gittiğim zamanlarda şarkılara eşlik etmek dışında ağzımdan bir melodi duyan bile olmamıştır…
                    25 yaşıma girdiğimde Uluslararası bir şirkette satış departmanında çalışan, iyi para kazanan oldukça neşeli bir adam oluvermiştim. Hayat da her şey çok güzeldi. Sizce de tam aşık olma zamanı değil mi? Tam da bu günlerde gittiğim bir tatilde zihninin sanatsal tarafı tanıdığım herkesten daha fazla gelişmiş bir kızla tanıştım. Hayatımda gördüğüm en güzel kızdı. Hemen aşık oluvermiştim. Kısa sürede sevgili olmuştuk. Sürekli onun için bir şeyler yapmak istiyordum. Elimden geldikçe yapıyordum da. Artık evlenmek istediğim kızla tanıştığıma inanmıştım. Yavaş yavaş bu durumu dile getirmeye de başlamıştım. Bir gün aramızda konumuzla direk alakalı olan bu diyalog geçti.
     
                    Ben - Ela Benimle evlenmen için ne yapmak lazım?
                    Ela – Bir gün gitar çalarsan seninle sorgusuz sualsiz evlenirim.
                    Ben – Ben ve gitar biraz uzak bir ikili değil mi? Hatta ben ve müzik.
                    Ela – Hani senin elinden hiç bir şey kurtulmazdı?
     
                    Evet iddiam buydu. Benim elimden hiçbir şey kurtulmazdı. 25 yaşıma kadar böyle yaşamıştım. Gözü kara, kendine güveni tam, tuttuğunu koparan… Bu meydan okumaya gülüp geçebilirdim. Bu güzel kızın zaten Gitar çalmayı öğrenirsen evleniriz söyleminin çok da ciddi olduğunu sanmıyorum. Ama ben yapabilecekleri ile ilgili şaka yapılamayacak bir insanım.
                    İlk iş gidip tünelden kendime bir Gitar aldım. Tabi o günlerde Gitardan pek anlamadığım için ben aldım demek çok doğru olmaz bence bana sattılar demek daha doğru olur. 50 TL’ye bir gitar aldım. Bugün aynısı 250 TL falandır herhalde. Gitarımı aldıktan sonra adeta koşa koşa eve geldim. Ne yapacağım ile ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Sevgilime de söylemek istemiyordum. Bu bir sürpriz olmalıydı. Onun karşısında aniden gitarı elime alıp şiir gibi çalmalıydım. Kolay gibi de görünüyordu hani. (hiç kolay değilmiş)
                    O günlerde bugüne nazaran daha tecrübesizdim. Hayattaki en önemli şeyin zaman olduğunu henüz fark edememiştim. O kadar işin gücün arasında tek başıma gitar öğrenmeye kasıyordum. En başında söylediğim gibi herhangi bir yatkınlığım olmadığı gibi aksine hiç kabiliyetim yoktu. İnternet videoları, arkadaşlara sorduğum sorular, izlediğim müzisyenler derken ufak ufak ilerlemeye başlamıştım. 2 aylık bir süre içerisinde bir kaç şarkıyı yalan yanlış da olsa çalabiliyordum. Kuru kuru ben gitar çalıyorum diyerek sevgilimin karşısına çıkmak çok etkileyici olmaz diye düşünüyordum. Çünkü henüz çok iyi değildim her zaman benden daha iyileri olacaktı. Ayrıca ilk akla gelen çok da iyi çalamıyorsun olacaktı. Bu sebeple bir şarkı yapmaya karar verdim. Nasıl oldu bende anlamadım bir anda besteledim. Yazdığım bazı sözlerin üzerine 4 – 5 akorla bir şarkı yaptım.  Klasik hikaye; sevgilimin yakın arkadaşından da fikir alarak bir video çekip dönemin en can alıcı sosyal medya mecralarında paylaştım. Youtube, facebook v.s. Sonrasında da gelsin gümbürtü. Bütün akrabalarım, arkadaşlarım hatta çevremin tamamı şok içerisinde…
                    Bugün uzun yıllardır gitar çalan birisiyim. Hatta birkaç arkadaşıma öğrettim bile. Müzikle içli dışlı olmaktan hep çekinen ve yapamam diye düşünen ben bir meydan okumayı kabul ettim ve başardım. İyi ki de yapamam diye düşünmemişim. İyi ki de korkmamışım. Kabul etmek gerekir ki Gitar öğrenmek araba kullanmayı öğrenmekten çok daha zordu. Hayat karşısında kendime olan güvenim bir nebze daha artmıştı.

    30 yaşında Yüzmeyi öğrendim...
     
                    Bir insan nasıl yüzme öğrenir? Benim çevremde yüzme bilen insanların öğrenme yöntemleri bir elin parmaklarını geçmiyordu. Ya küçükken babaları tatillerde öğretmiş oluyordu veya zaten sahil çocuğu oluyorlardı suyun içinde büyüdüm diye anlatıyorlardı. Tabi birde küçükken aileleri tarafından yüzmeye gönderilenler vardı. Benim çocukluğumda bu çok modaydı. Bütün yaz yüzme okullarına gider sonra okul başlayınca haftalarca anılarını biz bütün yazı betondan okul bahçelerinde top peşinde koşturarak geçiren çocuklara anlatırlardı. Ne yalan söyleyeyim biraz kıskanırdım ama küçüklüğümden beri özendiğim şeyleri sanki aslında canım yapmak istemiyormuş gibi davranırdım.
                    Yüzme konusu da benimle birlikte çok büyük bir eksiklik olarak 30 yaşına kadar geldi. Kimseye yüzme bilmiyorum demek de istemiyordum. Aslında işi gerçeği şuydu ki utanıyordum. Çünkü insanlar genelde yüzme bilir…
                    Bu eksiklik sebebiyle hiçbir zaman ağız tadıyla bir yaz tatili geçirdim diyemem. En azından sahil kısımları keyifsizdi. Sahillerde genelde ayaklarını suya sokup geri şezlonga gelen teyzeler gibi takılıyordum. Yüzme bilmediğimden bihaber olup bana hadi yüzelim diyen insanlara ise türlü bahaneler uydururdum. Su soğuk, ben daha sonra gireceğim, biraz hasta gibiyim üşütmeyeyim, burası biraz dalgalı sevmiyorum v.s.
                    30 yaşıma girdiğimde 2 yıldır evliydim. Hemde balık gibi yüzebilen, tek yıldız dalgıç olan ve neredeyse bütün çocukluğu yazlıklarda geçmiş bir kızla evliydim. (Uğruna gitar çalmayı öğrendiğim kızla aynı kişi) Onunla birlikte yüzme korkumu yenebilir miydim? Asıl soru buydu. Yine bir meydan okuma beni bekliyordu. Tabi ki gözümü kararttım.
                    Eminim yüzme bilenlerin büyük çoğunluğu çocukken öğrenmiştir. Ben ise 30 yaşındaydım ve çalışmalar başladı. Önce özel ders almayı düşündüm. En mantıklısının bu olduğu ortadaydı. Fakat eşim bana öğretebileceğini söyledi. Aslında ondan özel ders aldım diyebilirim.
                    Sayısız deneme sonrasında suyun üzerinde batmadan durmayı öğrenmiştim. Aslında çok öğrenilecek bir şeyde değilmiş. Korkmadan ve kendimi kasmadan hareketsiz durmak yeterliymiş gerisini yapan ise fizik kuralları. Bunu zaten biliyordum. Ama en önemli ayrıntı o sırada yanında güvendiğin birinin olduğunu da bilmekmiş. Ben boğulursam beni kurtaracağını bildiğim birisi. (Şimdi düşünüyorum da ben boğulsam eşim beni kurtaramaz herhalde fiziksel olarak ağır gelirim ona kendini kurtarmak için bırakıp gitmesi bile daha mantıklı olabilir)
                    Artık tatil planlarını daha ziyade ben yapmak istiyorum. Tekne turları mantıklı bir hale geldi. Suyun içinde uçma hissiyatı… Meğer bu kadar sene büyük bir keyiften mahrum kalmışım. Geçmişe hayıflanmak pek huyum değildir aslında öğrendiğim için mutluluk hissiyatı daha fazla.
                    Yüzmek baya havalı bir mevzu aslında. Bir canlı kaç farklı şekilde mesafe kat edebilir ki? Koşabilir, yürüyebilir, yüzebilir ve uçabilir. Dörtte üçünü yapabiliyordum. Bu yüzden bence çok havalı.

    35 yaşında Uçarım diye düşünüyorum...
     
                    Yaşım 32 kurumsal bir şirkette satış departmanında çalışıyorum. Bir gün birlikte çalıştığım bir abim oğlunu pilot olması için yönlendirdiğini ama bir türlü ikna edemediğini söyledi. Şaşırmıştım. Bir insan neden böyle bir meslek istemez ki. Nedenini anlamak için sorular sormaya başladım.
                    Ben – Selim abi oğlunun İngilizcesi ne durumda?
                    Selim Abi – Çok iyi. Hayatı boyunca İngilizce eğitim aldı.
                    Ben – Ne okudu peki?
                    Selim Abi – Bilgisayar Mühendisliği.
                    Ben – Seyahat etmeyi mi sevmiyor?
                    Selim Abi – Derdi nedir anlamadım. Sahi sen neden düşünmüyorsun?
                    Ben – Yok be abi bu yaştan sonra kim ne yapsın beni?
                    Selim Abi – Oğlum olur mu öyle şey. Türk Hava Yolları yeni ilan açmış. 35 yaşına kadar kabul ediyorlar. Kendileri eğitiyorlar ve pilot oluyorsun. İngilizce bilgini belgelendirmen ve koydukları sınavları geçmen yeterli.
                    Ben – Abi zor be. Uğraşılmaz.
                    Uğraşılmaz demiştim ama aklıma karpuz kabuğu düşmüştü bir kere. İstanbul trafiğinde eve dönmeye çalışırken bütün yol boyunca düşünmüştüm. Olur muydu acaba? Yapabilir miydim? Eve döndüğümde hemen araştırma yapmaya başladım. Bütün şartlar tutuyordu. Yaşım, Boyum, Vücut kitle endeksim, askerlik, mezuniyet v.s. Geriye sadece koydukları sınavları geçmek kalıyordu. Eşimle konuştum bu konuyu. Önce bana delirmişim gibi yaklaştı ama ilanı birlikte incelediğimizde sanırım o da neden olmasın diye düşündü. Her zaman olduğu gibi destekledi beni.
                    Süreci nasıl sağlıklı bir şekilde yönetirim diye düşünmeye başladım. Kendi başıma bu kadar şey ile uğraşamazdım. Yardım almam gerekiyordu. Bir arkadaşımın yönlendirmesi ile konu ile ilgili özel ders veren DLR Hazırlık grubu ile tanıştım. Birlikte bir program yaptık ve süreç başladı. Hava yollarının açtığı DYNED sınavını geçtikten sonra IELTS için hazırlanmaya başladım. Biraz paslanmışım tabi yıllardır İngilizce’yi aktif kullanmıyorum. Çok şükür IELTS’den de Hava Yollarının istediği puanı aldım. Şimdi sırada sürecin kanlı katili DLR vardı. Yoğun bir çalışma temposu sonrasında DLR sınavına girdim. 3 gün önce olumlu mailini aldım. Hayatımda çok az şeye bu kadar sevinmişimdir herhalde. Şimdi psikolojik mülakat olan CRM ve onu geçtiğim takdirde yapılacak olan Kurul Mülakatı için tarih bekliyorum. Çok heyecanlıyım çünkü hayatım çok fazla değişecek ve çok heyecanlı bir işim olacak. Aynı zamanda çok da havalı bir iş. Eşimde en az benim kadar heyecanlı çünkü ne kadar mücadele ettiğimi yakından takip ediyor.
                    Eğer her şey yolunda giderse en geç 35 yaşında Türk Hava Yolları personeli olarak kokpitte uçuyor olacağım. Gerçekten insanın karşısına çıkan imkanlar asla bitmiyor. Doğru yardımları alıp yapabileceğime inanmaktan başka hiçbir şey yapmadım. Belki Pilot olamayacağım, belki de süreç olumlu bitecek ama ben olmak istemeyeceğim. Yarın sabah bile nasıl bir psikoloji ile uyanacağını bilemez insanoğlu ama benim için önemli olan ben bu işi yaparım dedikten sonra sınav kısımlarını tek tek geçmiş olmam. Bunu planlayıp doğru yardımları alıp hakkını vermiş olmam. Kokpitte olmasa bile ben mental olarak uçtum bence… Bir kez daha yaparım diye yola çıktım ve başardım.
                    Bu yazıyı okuyup benimle aynı yolda yürüyenler varsa onlara da başarı dileklerimi iletiyorum. Korkmayın! Bir şekilde halledersiniz…

    İmza: Uçan Adam
     

  • image description

    NASIL İYİ BİR PİLOT OLUNUR?

    NASIL İYİ BİR PİLOT OLURUZ?

    Pilotluk günümüzün gözde mesleklerinden birisi olarak kabul ediliyor. Maaşı olduça iyi olan bu meslek aynı zamanda keyifli oluşu nedeniyle de dikkat çekiyor. Peki nasıl iyi bir pilot oluruz? Bunun kriterleri nelerdir? Ne yapmamız gerekir? Bu yazımızda sizlere bu konulardan bahsedeceğiz. Bilindiği üzere pilotluk mesleğine bazen şöyle bir bakış açısı sunulmaktadır: “Uçağı kontrol etmeyi öğrenirsem, iyi bir pilot olabilirim.” Bu düşünce yanlış bir düşüncedir. Çünkü profesyonel bir pilot olmak için başka kriterler de gerekmektedir. Bunlar da şu şekilde listelenebilir:
     
    Uçuş teorisi hakkında bilgi sahibi olmak: Pilot olabilmek için temel fizik bilgilerini iyi bilmek gerekir. Temel fizik kavramlarını bilmeli ve aynı zamanda uygulayabilecek potansiyelde olmalısınız. Bir pilot mutlaka hava devinimi, hava araçlarının performansı, deniz üzerinde hareket, gaz kanunu, sıcaklık ve eylemsizlik gibi kuralları bilmek durumundadır.
     
    Hava durumu hakkında bilgi sahibi olmak: Bir pilot mutlaka hava durumunu bilmek ve düzgün bir biçimde yorumlamak zorundadır. Bununla beraber hava durumlarında nasıl hareket edeceğini bilmeli, kendi kendisine kararlar verebilmelidir.
     
    Uçak sistemini bilmek: Tüm makineler çalışmak için fizik ilkelerini kullanmaktadır. Bu nedenle pilotlar da uçak sisteminin tüm fiziğini bilmelidir. Bununla beraber uçağın bakımından da anlamalıdır.
     
    Navigasyonu bilmek: Navigasyon bir noktadan bir noktaya en uygun şekilde gitmemizi sağlayan bir husustur. Bu nedenle pilotlar bu konu hakkında da bilgi sahibi olmalıdır. Profesyonel bir pilot olmak için haritalar ve çizelgelerin nasıl yapıldığını bilmek şarttır. Bununla beraber bu haritaları yorumlamak, analiz etmek de gerekmektedir.
    Hava trafik kontrolünü bi
    lmek: Pilotların, hava trafik kontrolü prosedürlerine aşina olması gerekir. Eğer hava trafik kontrolörü bir hata yaparsa, pilot bunu fark etmeli ve uçuşu güvenli bir biçimde tamamlamayı sağlamalıdır.
     
    Yönetmelikler hakkında fikir sahibi olmak: Profesyonel bir pilot, bütün yönetmeliklere hakim olmak zorundadır. Her uçuşta uyulması gereken birçok yönetmelik vardır ve bunlar uçuşun güvenilir bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlar.
     
    İDEAL PİLOT ÖZELLİKLERİ
    İdeal bir pilotta şu özellikler aranmaktadır:

    • Sakin kalma ve olaylara anında etkili bir biçimde müdahale edebilme.
    • İletişim kabiliyeti.
    • Disiplin, kendine güven.
    • Teknik terimleri bilme.
    • Hızlı karar verme.
    • Verdiği kararı hızlı uygulayabilme.
     
    Kısaca, tanıdığım pilotlardan edindiğim bilgilerle pilotlukla ilgili bir yazı yazmaya çalıştım. Kısa süre sonra başlayacak eğitimimle belki de daha derinlemesine bilgiler edinir ve bir pilot olduğumda daha kapsamlı bir yazıyı paylaşırım.
    Bu yazı vesilesiyle çetrefilli sınav ve mülakat süreçlerinde beni bir an bile yalnız bırakmayan "DLR Hazırlık" ailesine bir kez daha teşekkür ederim. Bazen insan sadece yanında “sen bunu başarabilirsin diyecek birilerini arar..”
     
    Herkese başarılar dilerim…
     
    İmza: Neşeli
     
     

  • image description

    İZLEDİĞİNİZDE PİLOT OLMAK İSTEYECEĞİNİZ Fİ...

    İZLEDİĞİNİZDE PİLOT OLMAK İSTEYECEĞİNİZ FİLMLER…
     
    Havacılık geçmişi çok uzun olan bir sektör değil. Başlangıcını düzenli olarak 1. Dünya savaşındaki askeri uçuşlar olarak kabul edersek eğer 100 yıllık bir hikayeden bahsediyoruz. Evet 100 yıl oldukça uzun bir süre ama Dünya tarihini baz aldığımızda hiçte uzun sayılmaz. Devede kulak diye tabir edebiliriz.
    Mazisi çok uzun olmayan bu sektör belki de Dünya üzerinde en hızlı gelişen sektör olabilir. Düşünsenize 100 yıl önce tek tük insanlar güvensiz uçuşlar yaparken bugünlerde milyonlarca insan saatlerce hatta günlerce uçak yolculuğu yapıyor. Bu hızlı ilerleyen, heyecan verici sektörün diğer bir çok konuda olduğu gibi tabi ki beyaz perdeye de yansıması oldu. Çekilen bir dolu filmin yanı sıra ben daha ziyade benim ilgimi çekenlerden bahsedeceğim.
    Evet bende mevcut işimi bırakıp pilotluk sevdasının peşine düşenlerdenim. “Neden pilot olmak istiyorsun?” Sorusunun bendeki cevabı biraz farklı. Veya “Pilot olmaya ilk ne zaman karar verdin ve bu kararı vermendeki en önemli üç etken neydi?” sorusunun cevabını verirken bu etkenlerden birinin izlediğim bazı filmler olduğunu kabul etmem gerekir.
    Sizlere sadece 4 adet filmden bahsedeceğim. Bu arada mutlaka size göre bu sektörle ilgili daha iyi filmler çekilmiştir. Ben yakın zamanda çekilmiş ve kendi penceremden paylaşıyorum… Yoksa Pearl Harbor’ları, Top Gun’ları unutmadım J
     
                 Flight – 2012 – İmdb: 7.3
                 Çok hızlı başlayıp sonrasında ise sakinleyip psikolojik tarafa kayan hatta başrolde oynayan efsane aktör Denzel Washington’ın iç hesaplaşmasıyla devam eden bir film. Özünde bir CRM hatasını konu edindiğini söyleyebiliriz fakat bu hatadan ötürü bir olumsuz sonuç doğmuyor. Filmin beni en çok etkileyen yeri ise kuşkusuz Denzel Washington’ın uçağı ters uçurduğu sahneydi. İnsanın hatırına akrobasi uçuş eğitimlerini getiriyor.

    https://www.imdb.com/title/tt1907668/?ref_=nv_sr_1?ref_=nv_sr_1

                    Flight Plan – 2005 – 6.3
    İzleyenlerin “bu film direkt olarak havacılıkla alakalı değil” dediğini duyar gibiyim. Evet bence de değil en azından kokpit içerisinde pek sahnesi yok ama ben izlerken o havadaki gerginliği çok net aldım. Özünde bir gerilim filmi. Uçağa kızı ile binen bir anne (Jodie Foster) uçak içerisinde kızını kaybediyor. Uçuş ekibinin anneye verdiği cevap ise zaten kızın uçağa hiç binmediği yönünde. Psikolojik sorunları olan annenin zihni mi oyun oynuyor? Yoksa Anneye oynanan bir oyun mu var? Bence çok keyifli ve bir solukta izlenecek bir film. Uçaktaki olağan üstü bir durumdaki ortamı da çok güzel resmetmişler.

    https://www.imdb.com/title/tt0408790/

                    Catch Me If You Can – 2002 – 8.1
                    Uçaklar ile ilgili bilgi edinmek istiyorum diyorsanız çok yanlış bir film seçtiniz demektir. Film geçmiş zamanda geçiyor. Usta oyuncular Leonardo Di Caprio ve Tom Hanks kedi fare oyunu oynuyor. Film zaten çok güzel ama eş zamanlı olarak pilotluğun mükemmel taraflarını da bize tanıtıyor. Gerçekte pilot olmayan Frank karakteri (Leonardo Di Caprio) sahte pilotluk belgeleri ile bütün nimetlerden faydalanıyor. Dolgun maaş, sınırsız uçuş hakkı, bolca karizma ve hemen her kapıyı açan bir üniforma… Gerçekten ismine yakışan bir film “sıkıysa yakala…” Bu arada belirtmeliyim ki film gerçek bir hikayeden uyarlama…

    https://www.imdb.com/title/tt0264464/?ref_=nv_sr_1?ref_=nv_sr_1

                    Sully – 2016 – 7.5
                    Hepimiz 2009 yılında Newyork’ta soğuk bir kış gününde yolcuların hayatını kurtarmak için uçağını Hudson nehrine indiren kahraman Kaptan Pilot Sullenberger hakkında bir şeyler duymuşuzdur. Filmde tam olarak bu olayı anlatıyor. Tom Hanks Kaptan Sully karakterine hayat veriyor. Bu kahramanlık hikayesinden sonra yaşananlar filmin esas konusu. Kaza raporu ve yargı süreçleri. Ayrıca halk gözünde karaman olan Kaptan Sully hava yolları gözünde Pilotaj hatası yaptı mı? Başka bir alternatifi var mıydı? Nehre inmek yerine yakındaki bir havaalanına acil iniş yapabilir miydi?

    https://www.imdb.com/title/tt3263904/?ref_=nv_sr_1?ref_=nv_sr_1
     
    Yönetmenin Gözünden…